Amerikan Geyiği Hakkında Bilgi

Amerikan Geyiği Hakkında Bilgi
Amerikan geyiği (Alces alces) geyik ailesinin en büyük üyesidir. Erkek bir Amerikan geyiği, kırmızı geyikten üç katdaha ağırdır. Sadece boynuzlarının ağırlığı bile uluslararası uçuşlarda izin verilen bagaj limitini (22 kg) aşar. Genişliğiyse küçük bir çocuğa salıncak yapmaya yeter. Amerikan geyikleri soğukla baş edebilmek için bu kadar büyümüştür. Sadece kuzey yarım kürenin yüksek enlemlerinde yaşarlar. Büyük olmak sıcak kalmaya yarar, çünkü yüzeyin hacme oranı düşer, bu da ısı kaybını önler. Pek çok buzul çağı memelisinin bu denli büyümesinin sebebi budur. Amerikan geyiklerinin iki kat kürkü ve karın içinde rahat yürümelerini sağlayacak uzun bacakları vardır, Yeni doğan yavrular bile -30 c de sorunsuz yaşayabilir. Esas sorun sıcak havadır. Amerikan geyikleri terleyemez, mayalanan bitkiler midelerini tam anlamıyla fırına çevirir. Kışın, sıcaklıklar 5·C’nin üstüne çıktığı zaman Amerikan geyikleri nefes nefese kalır ve soğuyabilmek için karın üstüne uzanırlar. Yazınsa aynı sebepten dolayı zamanlarının çoğunu suyun içinde geçirirler.

Amerikan geyikleri kolay yakalanamamaları ile ünlüdür. Çalı çırpı arasında mutlu mesut dolaşıp adayan diğer geyiklerin aksine Amerikan geyiği beslenme konusunun uzmanıdır. Yetişkin bir Amerikan geyiği her gün büyük bir saman balyası kadar ot yemek zorundadır. Yedikleri besinden maksimum verimi alabilmek adına tıpkı inekler gibi geviş getirirler. Sonbahar ve kışın enerji için yaprak, ağaç kabuğu, dal gibi şeyler yerken ilkbahar ve yaz ayları başında, sodyum ihtiyacını karşılamak için bataklık bitkileri yerler. Geyikleri sirklerde gezdirenler bu ihtiyacı karşılayamaz, geyikler de hemen ölür. Tuz ihtiyacı, geyiklerin neden yazın yolları emdiğini açıklıyor. Geyiklerin suda bu kadar zaman harcamalarının nedeni de budur: Nilüfer ve arkuyruğu gibi su bitkileri sodyum açısından zengindir. Geyikler de kendilerini göletin dibine batırır ve bu otları yer. Amerikan geyiklerinin “daldığını” anlatan hikayeler genelde biraz abartılıdır. Bu hayvanların ne şekilleri ne de cüsseleri su altında yüzmek için müsaittir. Amerikan geyiğinin İngilizcesi (moose) eski Alonquian dilindeki mooswa (“ağaçları soyan hayvan” anlamına gelir) sözcüğünden geliyor. Gözleri bağımsız hareket eder, böylece bir yandan öne bakarken bir yandan da arkayı gözetleyebilirler. Yumuşak kıkırdak ve kasla dolu uzun burunları ise çok duyarlıdır ve yiyecek ve eş bulmalarına yardımcı olur. Bu burun dokusu Amerikan yerlilerinde yakın zamana kadar vardı. 18. yüzyıl doğa bilimcisi Thomas Pennant’a göre Amerikan geyiğinin burnu, tüm Kanada’nın en mükemmel kemik iliğine sahip, tadı en güzel” burnudur. Avrupa’da Amerikan geyilderine “elk” denmektedir. Latince alces kökündendir ve ilk olarak MÖ 50’de Ju\ius Caesar tarafından tarif edilmiştir. Bu geyiğin (cık) soyu Britanya’da Bronz Çağı’nda tükenmiş ama ismi var olmayı sürdürmüş ve büyük geyikleri tanımlamak için kullanılmıştır. “Elk” deyince Amerika’da ve Avrupa’da farklı geyikler akla gelir, bu da sık sık karışıklığa yol açar. Avrupalı yerleşimciler Amerika’ya vardığında en bilinen geyik olan Cervus canadensis (Amerika kızıl geri ği -Vapiti-) ile karşılaştılar, bu geyiğin (Cervus canadensis) Avrupa’daki yakın bir akrabası olan kızıl geyiğe (Cerl/us elaphus) aşina olan Avrupalılar, daha büyük olan Cervus canadensis’in Avrupa’da “elk” olarak adlandırdıkları Alces alces olduğunu düşündüler ve ona “elk” adını verdiler; bunun sonucunda Amerikalılar Cervus canadensis için “elk” tabirini kullandılar, Alees alees’e ise “moose (Amerikan geyiği)” demeye devam ettiler.

Amerikan geyiğinin boynuzu en hızlı büyüyen hayvan dokusudur. Günde yaklaşık 2,5 cm uzar. Boynuzlar o kadar hassastır ki hayvan, Uzerine konan bir sineği bile hissedebilir.

İnci İstiridyesi Nedir? Özellikleri Nelerdir?

İnci İstiridyesi Nedir? Özellikleri Nelerdir?

Lokantalarda satılan midyelerin içinde inci bulma şansınız oldukça düşük. Yenebilir istiridye, inci istiridyesine, ancak biz insanların marmosetlere yakın olduğu kadar yakındır. ikisi de çift kabukludur, kendilerini sığ denizlerdeki kayalara demirler ve akıntının getirdiği alglerle beslenir. Fakat tamamen farklı gruplara aitler. İstiridye ailesinin sadece bir üyesi ticari değere sahip inci üretebilir, inci istiridyeleri taraklıların yakın akrabasıdır, tropik denizlerde yaşar ve bir tabak kadar büyüyebilir.

Bir diğer yaygın yanılgı, incilerin istiridye kabuğunun içine kaçan kum ya da kumtaşından üretildiğidir, Bu eğer doğru olsaydı, inci değerli ve nadir bir şey olmaktan çıkar, sıradanlaşırdı. Kum, istiridye yaşamının olağan bir parçasıdır, deyim yerindeyse kum evreninde yaşar, hayatlarını tamamına yakınını hiçbir sorun yaşamadan kum yemek ve dışkılamakla geçirirler, İncinin oluşmasına neden olan şey çok daha tehlikeli , ve beklenmeyen misafirlerdir. Bunların başında da, kemik,’kabuk ya da mercan parçaları gibi küçük kalıntılar gelmektedir. Ama çoğu zaman daha kararlı tehlikeler söz konusudur . İstiridyelerin baş düşmanı aralarında kurtçuk (solucan), sünger ve midye türleri de bulunan çeşitli asalaklardır. Bunlar yumuşakçanın kabuğunda delikler açar ve hayvanın içine girer. İşte inci yapımını tetikleyen ana etken bu tehditlerdir. Saldırıya uğrayan istiridye, asalağı bir “inci kesesi” içinde hapsetmeye çalışır. İstiridyenin kabuğunun iç kısmının tamamı manro adı verilen ve incinin özünü gizleyen bir organla kaplıdır. Sedef olarak da bilinen bu organ muhteşem bir maddedir. Güçlü ama aynı zamanda esnek ve parlaktır, keratine benzeyen organik salgı tabakaları arasındaki kalsiyum karbonat kristallerinden yapılmıştır. Düşmanı üst üste dizilen astarların içine gömmekte ve bu sürecin sonunda da inci oluşmaktadır. inci istiridyeleri günde dört tabakaya kadar üretim yapabilir ama santimetrenin sekizde biri büyüklüğündeki bir sedef tabakasını ancak iki yılda oluşturabilir. Bir inciyi tamamlamaksa on beş ila yirmi yıl alır. ışte bu yüzden bir ton istiridyeden ancak üç inci çıkar. Bunların mükemmel küre şeklinde olma ihtimali ise milyonda birdir. İstiridye vahşi ortamda seksen yıla kadar yaşayabilir.

İncilerin az bulunurluğu ve değeri, kökenlerine dair bir sürü kuramın ortaya atılmasına neden olmuştur. Kimisi istiridyenin tan kızıllığında güneşlenirken üstüne düşen çiy damlasının inciye dönüştüğünü iddia ederken kimisi de meleklerin kristal gözyaşları olduğunu ileri sürmüştür. Yıldırımların inciye dönüştüğünü düşünenler bile vardır. “Kum tanesi” fikri ilk kez 17. yüzyılda İtalya’da ortaya atılmıştır. 19. yüzyılın deniz bilimcileri ise incinin ölü istiridye yumurtasından meydana geldiğini öne sürmüştür. Fransız ve Japon araştırmacıların inci kesesi kuramını ortaya atışı 20. yüzyılın ilk yıllarını bulmuştur. Bu kura m ilk yapay kültür incilerinin üretilmesine yol açmıştır . ,Günümüzde incilerin çoğu özel çiftliklerde üretiliyor. İnci işi, yıllık 300 milyon poundu aşan dev bir küresel sektöre dönüşmüştür. Süreç yavaştır. Hayvanlar tek tek açılır; hayvanın içinde bir midye kabuğu boncuğu ve bir manto parçası vardır. Bu parçalar “bağışçı” bir istiridyeden alınır ve dikkatlice yumurtalıklara yerleştirilir. Manto etrafta ki dokuyla kaynaşınca hayvan inci kesesi üretmeye sevk edilir, sedefle boncuğun etrafı sarılır. İki yılın sonunda doğal inciden ayırt edilemez bir inci elde edilir. Yalnız bu inciyi çok fazla tırmalamamanız gerekir.